11 Kasım 2009 Çarşamba

Karaya kök salmış o ağaca;

Sessiz bir limana yanaştı küçük balıkçı teknesi,
Yalnızlığım diyordu limanlara...
O her limanda bir
Yalnızlık buluyor, bağrına basıyordu.
Miço sessizce terk etti bu gün, teknesini.
Şimdi onun oturduğu köhne yerde, rüzgârlar esiyor.
Yağmurun üzerinde kürek çekmekten yorulmuş olmalı ki,
Yerini rüzgârlara bırakmış. Gitmek istemiyordu, yeniden doğmak,
Bunlar ona göre değildi…
Denizlerden okyanuslara açılmak özgürlük değildi onun için.
Zaten ne kırılgan kalbi nede yaşlı teknesi dayanırdı buna.
Ama sıkılmış olmalı,
Zordur yağmurlu bir günde kürek çekmek.
Teknesinden inip düşündü, düşündü, düşündü...
Bomboş bir havuzdu sanki durduğu yer.
Küçük dalgaların başını döndürmesini o kadar seviyordu ki, hiç bir zaman alışamadı sağlam bir zemine…
Yorgun küçük bir balıkçı ağı vardı onun, o gece elleri boş dönüyordu,
Kendisini bile aydınlatmaktan aciz deniz feneri olan limanına…
Bu sefer çok alışmıştı o limana, sanki bir daha kopamayacak gibi…
Oysa istemeden gitmişti oraya… Denizleri karartan o fırtına yüzünden sürüklenmişti…
Sırılsıklamdı, oraya sığınabildi ancak. Gündüz olunca gitmeyi planlıyordu fakat
Orada onu kurutan bir şeyler vardı… Uzaklaştı doğduğu yerlerden…
Geçmişi hatırlayınca paramparça hissediyordu kendini, geride bıraktığı acıları…
Denize bıraktı anılarını, yalnızca huzura demir aldı… Bir şey hatırlamak
Gereksizdi, yalnızca anı yaşıyor olması anlamsızda olsa mutlu ediyordu onu…
Deniz fenerinin o kırık lambasından çıkan ışığı birde denizin üzerindeki yakamozların kafasını karıştırmasına
izin veriyordu…
Şimdi orada öylece durup o ışıklardan daha fazla göz alan karanlığa bakıp
Seslendi şehirdeki hayatlara…
Elveda, elveda…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder