25 Haziran 2010 Cuma

devamı

Gündüz tarifesi uyguluyorum gecelerime...
Gecenin bir yarısı hiçte benden olmayan parçamı düşünerek.

Aynanın karşısında tıpkı benim gibi gözüken , sen.
Diyebilecek ne bıraktım ki?
Hissetmekten başka nefreti...
İliklerime kadar nefret ediyorum senden...
Daha da sevmemen için beni, dualar ediyorum içimden.
Bir daha çelme aklımı diye,
Bir daha sakın.
Bir daha anma ...
Hep hatalı bil diye beni, siyah bırakıyorum puntolarımı adımın...
Gelmesin gözüme görüntün diye zorla insomnia ettiğim gecelerime
Gündüz tarifesi uyguluyorum...

8 Haziran 2010 Salı

mektup içi

İki dal sigara, farklı ağızlarda...
Aynı ucuz tütünle harmanlanmış fakat,
Farklı ağızlarda.
Biri ağzı bozuk, dudakları yarık bir adamda
Diğeri,
Hafif meşrep bir kadının sert kahvesinde keyif pezevenkliği yapmakta.
Aynı anda dumanlarıyla tükenmekteler.
İki, farklı temiz ciğerin azraili olmuşlar.
Nasıl olur da farklı ağızlara yazılmış kaderleri ? diye düşünürken
Kül tablasında çoktan kül olup gittiler.

bu nasıl bir nefret, utandım kendimden!

İplerde kirli çamaşırların asılı durduğu bir hayat.
Öyle ki temizi aramak büyük kerizlik.
Mikrop kapmış yaralar artık kabuk bile bağlamıyor.

Biz öykülerde hep bir şeyler anlatırdık,
Şimdi dilimiz varmıyor.
Başlangıçlar da bitişler kadar ucuz.

Yamaların bile modaya uygun senin,
En ucuz olan şey ruhun...
Öyle ki paramparça edilmiş,
Bir parçası bir itin ağzında,
Diğeri kim bilir kimin pençesinde.
Gölgen, vücudunun yanında bembeyaz,
Güneş yanıklarıyla dolu gözbebeğin
Öyle ki görmüyor artık gözlerin.
En iyi dostun yansıman,
Ama sırıtmıyor aynadan.
Bir camın içine hapsolmuş, gerçek bedenin
Mutlu değil o andan.


10.04.2010

4 Haziran 2010 Cuma

gece ne yazılır ki?

eylüle özlem haziranın ortasında. 
sıcaklar bıktırdı şimdiden özledim üşüyen bedenimi.
önünü kapat diyen uyarılarını...
soğuktu hep bilirdim de severdim üşümeyi,
kışın ortasında bir deli cesaret yağmurda ıslanmayı.
yaz yağmurları üşütmüyor.
oysa biz buz gibiyiz.
ocak gibi 
şubat gibi.
bir sonbahar havası alsa tatlı lodosuyla,
kuru yapraklarıyla,
mutlu bakışlarını.
şimdi biz buz gibiyiz haziranın başında
eylüle hasret, ocak gibi şubat gibi.
ama ben şimdiden özledim üşüyen bedenimi,
anaç bir tavırla, önünü kapat üşütürsün deyişini.
kalın giy, havalar hep soğuk bu aralar.
Ta ki gelip seni ısıtana kadar...
NABER LAN BLOG?

yazmak için yazmak

kalem tutamıyorum,
okutacak cesaretim yok...
keşke dedim 
keşke ayıkken de sevebilsem seni.
gelme , gelme diye bağırdım şiirleri
yüzüne yüzüne
gelme
yokluğunla güzel sevememem seni...
seni bana sevdirememesiyle ünlü hayat...
aynalar küskün bu ikiliye.
oysa ellerin olsaydı ve ben tutabilseydim
bir de bir vakit
sen ve ben olabilseydik
güzel olmasa da bir şarap
nasıl olsa biz güzel olabilirdik...
yudum yudum.
gelirdim sana.
ama sen gelme 
çünkü benim seni hayatımda yer edemeyişlerimle ünlü hayat...
sen deyince bak nasıl oynuyor kalem yerinden.
oysa cesaretim yok bir tek, okutmaya...