20 Ekim 2009 Salı

365 Gün 6 Saat

365 gün 6 saate sığdırmaya çalıştım bütün bir ömrümü...
Nedirki insan hayatında 365 gün 6 saat...Ben sadece dönüp durmak istiyordum bu zaman diliminde...
Herşeyin çoğul olduğu 365 gün , günler de insanlar gibi birer birer, birer birer akıp gitti ellerimden...
Kış olmasını o kadar içten dilemiştimki sıcak bir yaz gününde.
Şimdi iliklerime kadar üşüyorum , kış olmasını o kadar içten dilemiştimki
senin beni ısıtacagını zannederek...Ama şimdi iliklerime kadar üşüyorum...

Daha fazla okuyorum şimdi şiirleri , ve daha fazla dinliyorum dilini bildiğim müzikleri,
hepsinde bir , bir parça ben varım sanki...
Acı ne kadar evrensel... Hayatlar ne kadar çok birbirine benziyor , evet o özel sandığımız hayatlarımız...
Hepsi aynı yazarın agzından çıkma hikayeler...
Hayat karsına birgün beni çıkarır diye bekleme dostum,
hayatı süpriz yumurta sanan dostum...
Ne kadar evrensel bir acı doğurdun bana...
Beynelmilel bir dostluk bahşettin .
Beynelmilel bir telefon faturası...
Şimdi kimseye kopyala- yapıştır yapmadan yaşıyorum hayatımı...
Belki sonsuza dek, belkide kısa bir süreliğine kim bilir?
Bugün seni çok seviyorum, yarın benden nefret edecek olsan bile...

mavi

O kendini biliyorya,
Çok yanlış bir zamanda , gökyüzü maviydi o akşam..
oysa ben karanlık olmasını dilerdim...
Gece, karanlık olmasını diliyor kölesi gökyüzünün...
Çok yanlış bir zamanda o mavi geldi ve beni buldu...
Biz yanlış yapmadık , ortada zaten yanlışlar vardı , onları türettik.
Gökyüzünün mavi oldugu gece yıldızlarda olmaz...
Yıldızlarda gitti ve bir daha geri gelmedi..
Hatam maviyi sevememekti.
Oysaki en sevdiğim renkti.
Ne kadar karmaşık değil mi?
Onlar ve mavi'' anlamasın diye ... :)

15 Ekim 2009 Perşembe

Nasıl oluyorsa aynı pencereden bakmıyoruz sokağa.

Heryer aslında aynı, aynı kaldırım taşı , haftanın bir gün
bozuk olan sokak lambası.Aynı , adını bile bilmediğimiz ,
sonbaharda bile yeşilyapraklı suni ağaç.
Kimimiz biraz daha üst katlarda oturuyor yalnızca. Ama aynı
dökük apartmanda. Çok sarkarlarsa o üst kattakiler pencerelerinden
küçücükte olsa denizi görüyorlar.Bazımız hemen lambanın yanında...
Geçenlerde iki gece üst üste karanlıktı sokak.Herkes aynı karanlığa
farklı bir şekilde baktı. Denizi görenler yatıp uyudu fakat o ışığa
alışık olanlar güneşi görene dek sayıkladılar...
Nasıl oluyorsa oluyor işte hepimiz farklı sevdik o ağacı , bazılarımız
canlı sanıyor hatta... Nasıl oluyorsa oluyor işte ''pencere önü çiceğiyiz''
bizde.Suni bir sokak ışığının büyüttüğü..Bazımız çiçek pazarından parayla,
bazımız bir çocuğun annesine verdiği muhteşem hediye..Kimimiz ilanı aşk.
Nasıl oluyorsa oluyor işte...

yoktur o'nlar

Gitmeyi istemeyenler , kalmayı istemeyenler...
Dur demek içten değil , acı acı istiyorsun kalmasını
fakat henüz lugatımıza girememiş 'dur' demek...
hele 'gel' anlamı bilinmez...
Hep birilerinin yanındaydı mutluluk,
ancak onlar gülücüklerimizi bavullarına katlamadan koyup
arkalarına bakmadan giderler...Ne kadar acı?
Unutamazsın , sanarsın...
Bugünde kanıyoruz , acılarımızla başbaşayız.
Xray 'de çevrilmeyen gülücüklerimizi arıyoruz.
aslında onları değil biz mutluluğu seviyoruz.
Benim mutluluğum , gülücüğüm nerede?
Kıtaları aşmam ,dağları delmem gerek, cünkü dön demek
yok lugatta...
Bugünde üzgünüm , dudaklarımda yarım yamalak bir ifade olduğu için.
Sanıyorum fakat unutamıyorum... Bir dost edinmek ,tost yapmak kadar kolay değil.
Çift kaşarı alır ekmeğin içine koyarsın , tost makinasında birleştirirsin içi kaşarlı ekmekleri.
onun bile bir süresi vardır...

11 Ekim 2009 Pazar

Real

Bu akşam daha bir çaresiz geldi kafamdan akıp giden hayaller...

Sanki , sanki hala küçük insan , evinden hiç dışarıya çıkamamış sosyofobik biri

gibi gerçeklerden kaçıyordum... İmkansızdı hayallerim , düşüncelerim..

Çünkü; başka insanlar vardı içinde.

Ne zaman elimde oldu hayatımda , ne yiyeceğimin dışında başka kararları alabilmek , uygulayabilmek.

Ben kahveme şeker koyup koymamayı bile seçemem... Herşey o kadar tadsız..

İsterdimki bazen biraz tadlandırıcılı olsun doğuştan . Oysa herşey yapay , hormonlu .Bilhassa insanlar.

Tek kişilik bir oyun koymak sahneye o kadar zorki . İllede birileri gerek yönetmen ben olsam , ışıkçı gerek.

Işıkçı ben olsam , sesleri kim düzenliyecek... Yani ; hep birileri gerek , onlarda hayallerimi  düzecek.