26 Mayıs 2010 Çarşamba

Benim 1. Dünyamın Savaşı

Hiçliğinde zaman kızıyor bana.
Akrep sağıma, yelkovan soluma,
Vuruyor!
Seslenmek istesem,
Kaç megafon duyurabilir, dilsiz sesimi.
Uzatmak istesem kolumu…
Kollarım kopuk,
Savaşından…
Attığın kurşunlar çıkmaz
                                       Yakamdan…
Çok kan kaybettik, kara kanatlı sinekler tarafından.
Gün ve gün kuruduk.
Vazgeçtim
Al
Sana beyaz bayrak!
Yalanlarınla öldür beni…
Alışamadım bu Dünyaya
Vur beni.
Vur duygularımı, sen diye diye
Törpülediğim özgürlüğümü…
Sana benzemeyenlerin arasına hapset beni!
Yenildi m
Kollarım kaldı boynunda
Biliyorum
Ellerimin izi var yanağımda…

25 Mayıs 2010 Salı

olmuyor.
olmak.
olduramamak.
oldurmadı.
oldurmadım.
olduramadık.
olmadı.
O,
Bana 'güle güle' demedi,
Gülemedim.
Hoşça kalamadım.
Küçük bir 'merhaba''da dememişti,
Geldiğimde...
Nasılsın'da demezdi,
Bilirdi
 iyiydim.
İyi ol.



24 Mayıs 2010 Pazartesi

Run forrest run

Birileri beni hayatından çıkardığında ya da ben birilerini hayatımdan çıkardığımda, hep şehri terk etmek istiyorum.Eğer yapabilseydim bugüne kadar Dünyayı turlamış İstanbul'a tekrar gelmiş,ve yine bugün ben şehri terk etmek istiyor olurdum.

21 Mayıs 2010 Cuma

Bir gün.
Belki bir gün,
Sen kendini savunmaktan vazgeçersin,
Bende seni suçlamaktan.

Yeni ben'e alışma sancıları

Yalnızca gözyaşlarıyla çıkmıyor hüzün.
Titriyordum, bir gece bıraktığın karanlıktan.
Tutamadım.
Ellerin hep soğuktu.

Yalnızca bıraktığın boşluklar da aramıyorum hiçliğini,
Karın boşluğuna yatıp, kaybolduğum günleri
Tutamadım,
Gözlerin hep donuktu.

Yalnızca seni aramıyorum,
Seni kaybetmediğim günler dışında.
Tutamadım,
Sözlerin hep tutuktu.
Konuşamazdın, dilin kıvraktı ama sözcüklerin kekemelerdi iki dudak arasında…
Tutamadım.

Yanlış zamanlarda vururdu başına yalnızlıklar.
Ve aydınlık bir geceydi bana savurduğun şarkılar.
Oysa ben karanlık ve uzun olduğunu hayal ederdim,
Değilmiş.

.

Dünya düzenine aykırıydı düzensizlik.
Düzensizlikti bir şeyler beklememek.
Öyle ki Tanrı bile!
Tanrı bile!
O, bile bir karşılık biçmiş iyiliklerine.
Herkes biraz tanrı ilan etmiş kendini.
Küçük harfli.
Ama herşeyin birleşik olduğu bir zamanlarda
Yalnızca senin kölen olabilirim.
Sense benim tasmasız sahibim.
Hadi bırak, mantığı bir kenara
Zaten her şey pardon! Herşey,
Mantıksız şeyler bile o kadar mantıklı ki, kahretsin!

Yürü!

Bir gün duvar dibinden yürü benim gibi,
Denize en uzak olan kaldırımdan.
Kaldırımları seç artık,
Yolun ortası bize göre değil,
Yürü kenardan…

Bir gün duvar dibinden yürü benim için.
Ama sen yalnızca gözyaşlarınla dök hüznünü.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Unutmaya çalışmak çok zordu,
aklımın ortasına çullanmış seni.
Bir nefes paylaşacağım değil,
Bir dal uzatacağım insanların arasına koymak
öylesine zor ki...

14 Mayıs 2010 Cuma

şimdi ben burada, hiçte sana benzemeyenlerin arasında.
hapsoldum.

11 Mayıs 2010 Salı

İntihar mektuplarımı özledim.
sadece mutluyken ölümü düşündüğüm zamanları...
Ne kadar da korkakmışım.
Durdurabilsem derdim hep,böyle mutluyken.
Şuanda 'stop'a basabilsem. Hep böyle burada gülebilsem.
Ama kıyamadım nefes alıp verişlerime.
Hep kötüyü gördük,dibini gördük.Hep izmarit oldu yaşananlar.
Piç edildi duygular.
Piç edilmiş duygular...
Özlemeyi özledim.
Onu...
Çok uğraştım unutmamak için.
Ama başaramadım.
Sözlerimi tutmayı özledim mesela...
Hiç bir şeyi barındıramıyor bedenim,bağımlılıklar dışında.
Sözlerimi tutamadım.Gözlerini tutamadım.
İntihar mektuplarımı özledim,
En az onlar kadar , gözlerimi kapatıp gülmeyi özledim.
Mutsuzluktan korkmayı özledim.
Korkudan titremeyi...

9 Mayıs 2010 Pazar

Suçlayacak kimsenin olmaması ne kadarda kötü,
Gökyüzünü ağladığı için suçlayamazsın
Onun iyi nedenleri vardır
Kim bilir belkide bulutlara kızmıştır...
Belkide şehrin ışıklarından göremediğimiz yıldızlara.
O ağlayabilir , ama ben
yağmur yağdığı için ağlayamam...
Suçlayacak birileri olmalı,
Bir çift el olmalı uzanmak istediğinde
Bir çift göz ve eşi benzeri , çifti olmayan bir dudak..
Nefes olmalı, ciğerlerime doldurabileceğim...
Yanımda olmalı,
Ve ben ellerini tuttuğumda ağlamalıyım.
Teşekkür etmek için gökyüzüne...
Suçlayacak birileri olmalı,
Belkide
Tek suçlu yağmurdur ve altında ıslanan saçlarım...
Suçlayacak kimsenin olmaması ne kadarda kötü,
Gökyüzünü ağladığı için suçlayamazsın
Onun iyi nedenleri vardır
Kim bilir belkide bulutlara kızmıştır...
Belkide şehrin ışıklarından göremediğimiz yıldızlara.
O ağlayabilir , ama ben
yağmur yağdığı için ağlayamam...
Suçlayacak birileri olmalı,
Bir çift el olmalı uzanmak istediğinde
Bir çift göz ve eşi benzeri , çifti olmayan bir dudak..
Nefes olmalı, ciğerlerime doldurabileceğim...
Yanımda olmalı,
Ve ben ellerini tuttuğumda ağlamalıyım.
Teşekkür etmek için gökyüzüne...
Suçlayacak birileri olmalı,
Belkide
Tek suçlu yağmurdur ve altında ıslanan saçlarım...

Son-suz .

Bilmiyorum,
Beni affedebilecek misiniz, hatalarım?
Doğrulara çok kaptırmıştım kendimi
Öyle ki ağlamayı bile unutuyorum bazen.
Henüz gençken
Yani pınarlarımda bolca su varken,
Nasıl da kaçıyorum onları şalelerinden özgür bırakmaktan.
Sonsuzluğa...
Tıpkı senin gibi sevgilim.
Hatalarım.
Sonsuzluktun sen,
Ölümsüzdün.
Yüreğimde...
Ama ben yaşlanıyorum, işte tek kaygımda bu.
Sen bu kadar berrak ve özgürken.
Pınarlarımın kurumasına nasıl göz yumarım?
Öyle ki aldattım seni
Hem de ölümsüz olduğunu bile bile.
Sana sonsuz bir sancı armağan ettim
Bir kurdeleyle.
Şimdi sen gittin
Hem de çok uzaklara.
Kimsenin bir pınara sahip olma ihtiyacı hissetmediği bir yere.
Hissetmediği bir yere.
Bir gökyüzün bile yok artık.
Ben varken,
Aldatılışlardan biraz önce,
Gök-yüzümüz vardı.
Bir yıldızımız,
Binlerce ayımız vardı.
Bizim yüzümüz vardı.
Hep birbirine bakan.
Şimdi sen gittin
Hem de çok uzaklara
Kimsenin benden söz edemeyeceği bir yere,
Ve sonsuzluğun sonsuz olduğu bir yere.
Ne kadar kötü sevgilim.
Sen buradayken,
Yani sonsuz değilken sonsuzdun benim için.
Ama şimdi evet sen gerçek bir sonsuzluksun.
Onlar için.
Şimdi sen gittin.
Ellerimle seni tutamayacağım bir yere,
Gittin!
Gözlerimle baksam, bulamam şeffaflığından.
Seslensem, çınlayamaz kulakların.
Şimdi sen gittin.
Benim sonsuz sevgilim.
Ne bir başlangıç verebildin bana,
Ne bir son sevgilim.
Benim sonsuz sevgilim...

ışık.

Saf kan yıldızların inadına, geç doğuyor soysuz ay.
Dünya
Dünya,
Bak;
Ozonunun zarı yırtılmış.

Eskiden karanlık olurdu buralar, mumlar vardı da yakılmazdı.
Bir şişe köpek öldüren fener olurdu geceye...
Bugün fazlaca sızıyor ışıklar yırtıklardan, gözüme gözüme.

Gece hemen gitmesin diye, bir kez daha çalacağım nakaratı.
Ve son dizede aralayacağım kapıyı...
Sessiz ol gece, dur ve bekle.
Bak soysuz ay gidiyor. Kalk ve iyi geceler dile.
Kaç kadına gebe kaldı,
Kaç ayyaşa meze oldu
Park köşelerinde.
İyi geceler dile.

Aydan ne bekleyebilirsin ki?
Arkasında Güneş var…
Aslında kendi önünü göremeyecek kadar karanlıktı Ay da.
Güneş gelene kadar.
Arkasına geçti ve tüm bu olanları aydınlatmasına izin verdi.
Her şey şu Güneş yüzünden!
Biz köpek öldüren fenerlerimizle mutluyken,
Geceye de balçığını sürdü.

çuf çuf

Değişmiyorsun,
Nostaljik olsun diye
Yeniliğe karşı bu tren...
Hep aynı raylar üzerinde
Dost yolcuları bindirip içine
Yol alıyorsun, karanlığa ağrılara.
Sessiz ve sancılı bir sirenin var senin.
Öyle ki,
Duyuramıyorsun raylara halatlanmış bana sesini.
Tekerleklerinde on yıllık kan izleri.
Camlarında buğuluyken işaret
Parmağıyla yazılmış,
Seni seviyorum sözleri.
Ayırmışsın iki aşığı,
Kız yalnızlık vagonunda
Bir damla gözyaşı bırakarak istasyonuna,
Terk etmiş, kal diye bakan
İki çift gözü.
Alıp götürmüşsün buğulu bir sözü.
Vedasız karanlığa, sancılara...

Martı

Duvar dibi...

Emekli olmuştuk emeklemekten.
Yürümeden koşmuştuk...
Aniden yağmurun bastırdığı mart gününde,
Koşarak yükseldik.
Duvar dibinden...

Delikleri tıkanmış mızıka eşliğinde dans ettik

Duvar dibinde...

Baharı, şaşırmış ağaçlar.
İlkbaharda kurutmuşlar yapraklarını.
Kimisi de martın dengesizliğine inat,
Rüzgârda uçuşturuyor beyaz çiçeklerini.
Emekli oldu kıştan.

Önümüzde güneş, tepemizde yağmur...

Ankara’da martılara simit attık.
Ocak ayında ip atladık.
Ve emekli olduk bunlardan.
Bize beyaz gözüken yalanlardan.
İpin ucuna bağladık geçmişi.
Uçurduk o balonu.

Bazıları gökyüzünü haketmiyor diye,
Boğaza gömdük.
İyi yüz, Boğulma.Sakın...

Döktüğümüz yağmurları , çakıldığımız şimşekleri sayarsak
Biz YÜZ yaşındayız..Acıyla büyürmüş insan...
Suyla sakinleşirmiş ağız yanmaları, ağıt yanmaları...

kötü kız kö-tü kız. kö-tü hayal.

Gözlerimi kapayıp öldüğünüzü hayal ettim.
Söylesenize ölseydiniz, ağlar mıydınız benim için?
Beni sızlayan kemikleriniz ve ot bitmeyen topraklarınızla
Baş başa bıraktığınız için ağlar mıydınız?

Kiminizi uyurken öldürdüm, hiç acı çekmeden.
Farkında bile değildiniz.
Bazılarının ciğerlerini zifirle doldurdum içmediği sigaralardan.
Acı çekip nefes alamıyorken, bir damla gözyaşıyla bulanık baktı
Ucuz hastane odasındaki tavana.
Öldürüldünüz, öldürdüm.
Kiminiz intihar etti, ama mektup bırakmanıza bile izin vermedim arkanızdan.
Bencil bir şekilde, mutsuz kıldım sizi.
Herkes kendi için endişe duydu o anda.

Ama söylenize ben o toprağa bakarken siz zemin katta
Ağladınız mı ardınızda bıraktığınız için?
Cennetin olmadığını, tanrının, dinin olmadığını
Fark edince, üzüldünüz mü biraz daha aykırı davranmadığınız için.
Söylesenize hiç düşündünüz mü?
Beni ve ben gibilerini.

Karbon kağıdı konulmuş sizin aranıza.
Pusulanın yörüngesi hep aynı tarafta
Batıda, batan güneşin ardında. karanlıkta.

Ve korktunuz hepiniz ölümle burun buruna geldiğiniz için
Lütfen bir defolup gidiniz.

peh

Bir ağacın gölgesinde dinlenmek,
Kavurucu o sıcaklardan kaçarken.
Rüya görmüyorum ne zamandır.
Gözlerimi kapattığımda karanlık bile olmuyor.
Sanki hep buradayım. Bu dünyada.
Hiç ayrılamıyorum, gerçeklerden.
Oysa ben yalanları sevmiştim.
Gözlerimi kapattığımda, kulaklarımda çınlayan yalanları görmeyi
Seviyordum.
Şimdi o dallarında koca yapraklar olan, meyveleri yer çekimine direnen
O ağacın yerinde, tuğlaları uhuyla birleştirilmiş yıkılgan duvarlar var.
Sırtımı onlara bile yaslayamıyorum artık güvenerek.
Oysa önceden yani ben sarhoşken, hep duvarlarla konuşurdum.
Hatta bazıları çok güzel gözükür, fransız filmlerinin kadrajlarından
Dökülen duvar kağıtları olanlar.
Arkalarını göremeyecek kadar bu dünyadayım bir kaç gündür.
Hiç ağlayan bir palyaço göremeyecek kadar bu dünyadayım.
Zaten çok saçma gerçekler varken neden ağlamak istesinler ki?
Yalanlar ağlatır insanı.
Aksini iddia edemediğin yalanlar.
Hatta bazılarının arkasında doğrular bile yoktur.
Ama göremeyecek kadar bu dünyadayım bir kaç gündür.

karmançorman

Gözümde yer etmiş yaşların çukurluğunu yağmurla doldurdum bugün.
Benim yerime ıslanacak birisi aradım, hatlar karışmış rüzgârdan.
Mazgala düşen düşüncelerimi almaya çalıştım, elim yetmeyince
Uzun bir çubuk kullandım.
Şimdilik fazlaca yoruldum yalnızca.
Bugün, akmayan gözyaşlarımın buharlaşmasını bekledim,
Yağmur gibi doldursun tekrar çukurları.
Boynumdan kopan iki kolyenin yerini alan iki yaştan bozma damla.
Tekrar ölme ''şansı'' olmayan bir ölünün toprağını ıslatan bir damla .
Gözlerin arkasına gizlenip sessizce bağıran, çıkmaya değer bir şey bulamayınca buharlaşan iki damla.
Elimden kaçırdığım beş altı balonu bulup üzerine şimşek gibi yağacak beş altı yaş.
Akıtmaya çalıştım onları, heba etmek istedim mendilime...
Buharlaşmaya niyetli, iki damla yaş.
Sessiz bir haykırışı var aşkına karşı.
Mazgala düşen düşüncelerimi toplamaya çalıştım tekrar, uzunca bir
Demir kullandım, çok daha fazla yoruldum. 

Bir sabah 2

...
Karla karışık yağan yağmurun altında
Deliriyorum dedi kendine, deliyorsun.
Sus ve yürümeye devam et dedi,
Sözünü dinlediği yarımı…
Kaldırımın yanında birikmiş su birikintisiyle göz göze geldi.
Su o kadar bulanıktı ki ancak hayal edebildi yüzünün siluetini.
Soğuk, artık ceplerinin içine girmiş, ellerini kemirmeye başlamıştı.
O anda kendine geldi ve suya tekrar baktı.
Ne kadar berrak dedi.
Aklımı kaçırıyor olmalıyım.
Arkasını döndü ve evinin yolunu tuttu.
Bu sefer rüzgâr tam tersi,
Destekliyordu onu.
Daha da hızlı gitmesi için ittiriyordu arkasından.
Ve kulağına fısıldıyordu, daha hızlı.
Git ve kaldır rüyalarını derin uykularından.
Git ve al, hak ettikleri yere götür onları.
Kalk derin uykundan. Ve bir kez olsun beni dinle.
Buz tutmuş asfalt hızını kesiyordu.
Oysa o koşmak istiyordu.
Ona ağırlık yapan kabanını ve bir türlü susturamadığı
Yarınını düşünen yarımını,
Üzerinden atmak istiyordu…
Rüzgâr biraz olsun etkisini yitirmişti.
Koşmayı bıraktı fakat ayakları durmuyordu.
Olabildiğince hızlı bir şekilde eve yol alıyorlardı.
Kolunu sıyırıp saatine baktı,
Sonra kol saatini çıkarıp çöp konteynırına fırlattı.
Zaman diye düşündü…

Bir sabah

Rahatsız edici bir ses uyandırdı onu.
Alarm çalıyordu ve kalkmalıydı.
İşte başlamıştı monoton bir hafta.
Bir yanı kal dedi ona.
Bak ne kadar sıcak burası
Oysa yataktan kalktığın gibi üşüyeceksin.
Devam et rüyalarına.
Gözlerini kapadığın gibi devam edeceksin, mutluluğa.
Olmaz diye uyardı kendi kendini, kalkmalıyım.
Alarmı kapattı.
Bu sabah farklı bir şey yaptı ve ertelemedi uyanışını.
Ayağa kalktı bir çırpıda...
Yastığının üzerine koydu özenli bir şekilde rüyalarını...
Düşlerinin üzerini örttü yorganıyla...
Ve birazda düzgün olması için uğraştı.
Sonra bir kaç adım geri geri gitti.
Uzaktan baktı onlara.
Hep uzaktı onlara bazen bir kaç adım
Bazen adımlardan da uzak.
Arkasını döndü,
Çıktı yatak odasından.
Bir süre sonra evinden.
Sabah ayazı, yüzünü acıtıyordu.
Tokat gibi yüzüne vuran rüzgâr...
Hala devam ediyordu yürümeye.
Yüzü acıyordu, gitmek istemiyordu.
Ama yürüyordu.
Yürüyordu.
Mezarlığın yanından geçerken şöyle bir düşündü.
Kaç yıl sonra istesem de uyanamayacağım diye tekrar tekrar sordu kendine.
Ama bunlar önemli değildi şuan onun için.
Çünkü o istemediği şeylere boyun eğiyordu.
Hep bir yanını dinlemiş o yataktan kalkmıştı.
Ama ya diğer yanı.
Onu ne zaman dinleyecekti?
Onun dediklerinin de bir önemi olmalı.
Hatta daha fazla konuşmalı.
Çünkü o güzel şeylerden bahsediyor.
İsteği şeylerden.
Rüyalarının devam etmesi,
Düşlere sarılıp uyumak.
Peki ya onları gerçekleştirmek?
Hangi yarımıma aitim ben? Dedi...

Adam asmaca

Yağmur gibi akıyor gözlerimden düşünceler.
Bir suçlu hep olmalı ve suçlayacak kimseler.
İnsanların zaafları var.
Bu yüzden kurban ederler seni.
İnsanlar ve paranoyaları ,
İki damla yaşa burkulursa yüreğin.
Ve acırsan onlara.
İdamlıksındır o zaman.
Bana ne derler , kovarlar , oradan oraya savururlar.
Eğer akan yaşlar onların değilse ,
Gerisi önemli değildir.
Akan şeyleri severiz.
Bilhassa bizimse.
Bazen canımız acısın diye ,
Bazen de onlar acısın diye...
Ama dedim ya ,
Acırsan idamlıksın,
Acımazsan insan...

Road runner'daki Tilki gibi duvara toslamak.

Sana göre yanlış olabilir , cümleler.
Tercihleri ben yapmadığım zaman güzeller.
Biri bana 'lanet ediyorsa' eğer.
İşte bu yazılmaya değer.
Ben gelecekten biriyim.
Henüz gelemeyen.
Ama insan hep geçmişten birini seviyor.
Tam da omuzlarımın arkasında duran bir insan.
Başımı omuzlarına yasladığım 'bir'...
Hayat 'bir'ler ile dolu.
Sevilemeyen 'bir'ler.
Tek olma duygusu , korkutuyor içten içe insanı.
Bu yüzden koşuyoruz.
Bir' olmamak için.
Kimimiz ikilere , kimimiz daha da yüksek sayılara.
Zifiri bir karanlığın içinden yol alıyor bugün tren , iğrenç matemağimizle.
Işıksız tünellerin içinden.
Kısa bir anda olsa , güzeldir tünellerin içinden yolculuk yapmak.
Kapsama alanının dışında olduğunun bilincinde, yol alırsın.
Hiç çalmayan o telefonun , tamda o tünelin başında titremeye başlar.
Ama artık çok geç.
İmkansız koca bir treni durdurmak.
Kötüdür , sana ulaşamayacakları bir yerdeyken
Sesini duymak istemeleri insanların.
Detoneliğin tam ortasında...