Rahatsız edici bir ses uyandırdı onu.
Alarm çalıyordu ve kalkmalıydı.
İşte başlamıştı monoton bir hafta.
Bir yanı kal dedi ona.
Bak ne kadar sıcak burası
Oysa yataktan kalktığın gibi üşüyeceksin.
Devam et rüyalarına.
Gözlerini kapadığın gibi devam edeceksin, mutluluğa.
Olmaz diye uyardı kendi kendini, kalkmalıyım.
Alarmı kapattı.
Bu sabah farklı bir şey yaptı ve ertelemedi uyanışını.
Ayağa kalktı bir çırpıda...
Yastığının üzerine koydu özenli bir şekilde rüyalarını...
Düşlerinin üzerini örttü yorganıyla...
Ve birazda düzgün olması için uğraştı.
Sonra bir kaç adım geri geri gitti.
Uzaktan baktı onlara.
Hep uzaktı onlara bazen bir kaç adım
Bazen adımlardan da uzak.
Arkasını döndü,
Çıktı yatak odasından.
Bir süre sonra evinden.
Sabah ayazı, yüzünü acıtıyordu.
Tokat gibi yüzüne vuran rüzgâr...
Hala devam ediyordu yürümeye.
Yüzü acıyordu, gitmek istemiyordu.
Ama yürüyordu.
Yürüyordu.
Mezarlığın yanından geçerken şöyle bir düşündü.
Kaç yıl sonra istesem de uyanamayacağım diye tekrar tekrar sordu kendine.
Ama bunlar önemli değildi şuan onun için.
Çünkü o istemediği şeylere boyun eğiyordu.
Hep bir yanını dinlemiş o yataktan kalkmıştı.
Ama ya diğer yanı.
Onu ne zaman dinleyecekti?
Onun dediklerinin de bir önemi olmalı.
Hatta daha fazla konuşmalı.
Çünkü o güzel şeylerden bahsediyor.
İsteği şeylerden.
Rüyalarının devam etmesi,
Düşlere sarılıp uyumak.
Peki ya onları gerçekleştirmek?
Hangi yarımıma aitim ben? Dedi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder